Hakemin Sesi, yayın hayatına başladığı günden itibaren verdiği en büyük savaş “barış” oldu. Hep şunu vurguladık, kavga ve dövüşün kimseye yararı olmaz. Barışın ve kardeşliğin kime zararı dokunmuş. Toplumsal uzlaşı hepimizin yararınadır. Hakem camiasının acil buna ihtiyacı var. Spor günümüzün en büyük iletişim aracıdır. Spor bir kültürdür. Her nedense sporla kültür memleketimizde iç içe değildir. Dünyanın çağdaş ve medeni ülkelerine baktığımızda sporla kültür bütünleşmiş vaziyettedir.
Ülkemizdeki ekonomik kriz yeni fanatikler de türetti! Eskiden Derbi müsabakalarında tribünler ikiye ayrılır bir tarafta Galatasaraylılar diğer tarafta ise Fenerbahçeliler vardı. Orta da ise 3-5 polis memuru. Kavga edilmeden sadece taraftar marşlarıyla müsabakalar oynanırdı. Şimdiler de ise daha maça gitmeden kavga sokak aralarında başlıyor. Kuyruklarda devam ediyor ve müsabakada had safhaya çıkıyor. Seyirci maç boyunca “vur kır parçala bu maçı kazan” diye bağırıyor. Fanatiklerin kültürlüsü kültürsüzü yok. Zaman zaman şeref tribünü ile açık tribün arasında fark kalmıyor! Kazanmak fanatiklerin en büyük lüksleri. Kaybetmeyi asla düşünmezler. Böyle giderse maç izlemeye gidenlerin konuşma dili, ahlak kavramı gibi önemli değerlerinin yavaş yavaş yitirilmesinden korkuluyor..!
Bu insanlar “kusursuz toplumun kuduran bireyleri” rolünü üstleniyorlar!
Ahlaksal ve toplumsal çöküşü tetikleyen nedenlerden birinin fanatizm olduğunu kabul etmeyeniniz var mı?
Maçlardaki görüntülere baktığımızda eski vurdulu kırdılı Türk filmlerini hatırlar gibi oluyoruz. Dünyanın hiçbir ülkesinde hakemlerin üzerine bu kadar gelinmiyor.
Dünya Kupasındaki hakemleri izleyen herkes “Bizim hakemlerin günahını almışız” diye yüksek sesle konuşmaya başladılar.
Bu düşünce nereye kadar.. Taki, onlara göre; Kendi takımlarının bir penaltısı verilmeyene kadar yada bir yanlış ofsayt bayrağı kalkıncaya kadar..
Olaylar olduğu zaman hop oturup hop kalkacaklar. Bağırıp çağıracaklar.
Herkes hakemlerimizden bahsedecek. Bir süre sonra Dünya Kupası hakemleri unutulacak.
Millet olarak genlerimizden veya yedik içtiklerimizden kaynaklanan biyolojimizde mi bir farklılık var? Yoksa insanlarımızın yetiştiriliş tarzından mı böyle oluyor? Diye kendi kendime düşünmeden edemiyorum. “Biz de neden “balık hafızası” var? Bu bir biyolojik kökenli bir olay mı, yoksa bizim insanımızın içinde yaşadığı koşullardan mı kaynaklanıyor? Açıkçası bu araştırılması gereken bir konu olarak görüyorum.. Benim şahsi düşüncem ise yaşadığımız koşullardan..
Tribünlerde yapılan tezahüratlardan en çok nasibini hakemlerimiz alır. Unutulmaması gereken bir husus, “İki şey paylaştıkça büyür; Sevgi ve bilgi”. Eğer bir toplum sürekli belirli bir kitlenin üzerine giderse onu çökertir. Tüm birimler( Kulüpler, yöneticiler, sporcular, yazılı ve görsel basın bir de “hakem eskileri” eleştirel açıdan hep hakemleri hedef tahtası haline getirmiştir.
Yapılan kötü tezahüratlar hakemlerimizi etkiler mi? Kesin etkiler. Genç, nişanlı, evli onurlu insanlar muhakkak etkilenir. Eğer etkilenmezler ise başarıyı da çabuk yakalarlar. Bugün Türkiye’de kaç hakemimiz maçlarına eşlerini ve çocuklarını götürüyor? Bunlar bir elin beş parmağını geçmez.
Hakemlerin müsabakalarda karar vermelerinde seyirciler, hava koşulları, kötü tezahürat, stada giriş ve çıkışlarda yaşanan olumsuzluklar etki yapan faktör olarak ortaya çıkar. “Hakemin dostu yoktur” bir de kendi aralarında yaşadıkları dernek seçimlerindeki verdikleri savaş(!) hakemliğimizi aşağıya doğru çekmeye başlamıştır. Adalet dağıtan kesim kendi adaletini arar duruma düşmesin. Federasyon artık profesyonel hakemliğin önünü açmıştır. Konvansiyona girilmesiyle Türk hakemliğinin önü de açılmıştır. MHK konvansiyonun tüm dediklerini harfiyen uygulamaya başlamıştır. Şişirilen kadrolar aşağılara çekilmiş, hakemlerin daha fazla maç almaları sağlanacaktır.
Bizlere daha önce seminerlerde “Hakemliğimiz futbolumuzun önünde” diyorlardı. Görüntü olarak bu cılız kaldı.
Hakemin Sesi diyor ki; Üzerinde yaşadığımız toprakların jeostratejik ve jeopolitik özellikleri gönünde bulundurulsun.
Hakemlerimiz ülkemizin neresinde yaşarlarsa yaşasınlar ama hep kendilerini güvende hissetsinler.
Her ilimiz hızla değişen gündeme ayak uydurabilsinler.
Hakemlerimiz savaş içinde yaşamamalı.. Toplumsal uzlaşıyı sağlayan bir genel merkez hayalimiz olmalı. Şuanda teflon medeniyeti yaşıyoruz. Yani kimsenin üzerine hiçbir şey yapışmıyor. Günlük yaşayışlar hedefimiz olmamalı. Geleceğe güvenle bakmalıyız..
“ Yapacak bir şey yok” demek kaderciliktir. Hakemlerimiz ve dernekler her şeyin kendilerini de ilgilendirdiğini görmeleri lazım..
TFFHGD artık değişimin kaçınılmaz olduğunu düşünüyoruz.. Her iki tarafında bir araya geldiği, ortak paydada buluştuğu bir ortam herkesin hayali..
Karşındaki insanın fikirlerine de değer verilmeli ve önemsenmeli.
Hakem camiası olarak birbirimizin görüşlerini dinleyelim ve , önemseyelim.. Camia, toplumdan ve futbol ailesinden yeterli desteği almak istiyorsa önce kendi içlerinde birlikteliği sağlamalılar.. Bunun başka çaresi yok..
Özünde hakem toplumu mutsuz. Kendi sorunlarımıza çözüm arıyor.
Dernek olayı hakemler için yaşamsal derecede önemli. Bu ufak illerde daha fazla kendini belli ediyor.
Yeni sezonun başlamasıyla birlikte hakem derneklerinde bir canlılık bir umut yeşerecek. Çünkü hakem dernekleri yeni genel merkez yöneticilerini seçecekler.
Umarız ki; Doğruya ve gerçeğe doğru yönelik bir yapılanma olsun.. Demokrasiyi içimizde sindirelim.. Hakem camiasına ayak bağı olmak yerine Futbol Ailesinin vazgeçilmez ana unsurlarının birisi olan Futbol Hakemliği müessesesinin haklarını en iyi şekilde savunmak, üyelerin her türlü ekonomik, hukuki hak ve menfaatlerini korumak ve Türkiye’nin 81 vilayetinde örgütlenmiş (3 siyasi partimizin dışında) en büyük sivil toplum örgütü olarak tüm Türkiye’ye haykıralım..
Var mısınız?
Bu konuda dernek başkanlarında yazılar bekliyoruz. Bakalım onların bu konudaki fikirleri neler..
Haydi konuşan ve paylaşan Türk Hakemliği..